Alacakaranlık Efsanesi: Yeni Ay | ekolay > Sinema

SEANSLAR
Alacakaranlık Efsanesi: Yeni Ay
Alacakaranlık Efsanesi: Yeni Ay

Yavuz Sezer/ sinema.ekolay 20.11.2009

Ortalama 5 puan

Aşkın, kayıpların, kalp kırıklıklarının altını çizen vurgular...


Filmle ilgili detaylı bilgi için tıklayınız!

Aşkın, kayıpların, kalp kırıklıklarının altını çizen vurgular.

Sonuç olarak anlattığımız vampirler, kurt adamlar ve doğa üstü güçlerle ilgili bir hikâye.

Stephenie Meyer’ın En Çok Satanlar listesindeki Alacakaranlık serisinin ilk filmi 2008 Kasım’ında vizyona girdiğinde milyonlarca seyirci tarafından heyecanla bekleniyordu.

Genç bir kız ile 100 yaşın üzerindeki bir ruha sahip vampirin olağandışı aşkı filmin açılış haftasında 70milyonun üzerinde izleyiciyi sinemalara çekti. Film dünya çapında 350milyon dolarlık hâsılat yaptı. Bu başarı serinin ikinci kitabı olan Alacakaranlık Efsanesi: Yeni Ay’a giden yolu açtı.

Yapımcı Wyck Godfrey, ikinci filmin sadece bir devam filmi olmayacağının farkındaydı.

Esinlenildiği kitapta da olduğu gibi film Bell Swan ile Edward Cullen arasında alevlenen aşkı daha yoğun ve tehlikeli bir noktaya taşıyacak ve hikâye ilerledikçe Bella’yı içine alacak bir karmaşaya sürükleyecekti; Quileute kabilesi ve vampirler arasındaki yüzyıllık çekişme Bella’nın en iyi arkadaşı Jacob Black ve sevdiği Edward arasında boy gösterecekti.

“Asıl zorluk, ilk filmin kopyasını yapmaktan kaçınmaktı” diyor Godfrey. “Hikâye ilerledikçe, bir dünya açılıyor. Bu yenidünyaya karakterleri dâhil edip görsel olarak sunabilmeliydik. Bella’nın hayatı değiştikçe ona daha çok odaklandık. Froks’taki insanlar hakkında yeni şeyler keşfedecekti; özellikle de Quileute kabilesi ve Jacob hakkında. Jacob ve kardeşlerinin kurtlara dönüştüğünü öğrenmesi büyük gizemlerden biriydi. “

“Bella fantazi gibi görünen ama vampirlerin ve kurt adamların gerçekten varolduğu bir dünyada yaşadığının farkına varır. Edward’ın ortadan kaybolmasının ardından, kendini hayata döndürecek bir arkadaş bulmuştur ama o da farklıdır. Ve bu kurt adamların varolmasının tek sebebi vampirlerin varoluşuyken, Jacob da Edward için vardır aslında. Jacob ve Edward arasındaki bu çelişkiye Bella da bir insan olarak dâhil olmuştur.”

Yönetmen Chris Weitz’in “About a Boy (Bir Erkek Hakkında)” ve “The Golden Compass (Altın Pusula)”da da şahit olduğumuz edebi uyarlama yapabilme becerisi, onu bu projeye dahil etmede esas etken olmuş. “Chris’in fantastic filmleri üstlendiği bir geçmişi var ve bu karmaşık hikâyelerde birebir karakter analizlariyle ve genç oyuncularla çalışmış. Fakat bu özelliklerinin de dışında Stephenie Meyer’ın kitaplarına ve yarattığı karakterlere olan ilgisi onu bu film için seçilmiş yönetmen kılıyor.

“Bizim için Stephenie’nin eserini ve Alacakaranlık serisinin hayranlarını yüceltmek hayati önem taşıyordu. Chris kitapları iyi biliyordu ve böylece hayata en canlı haliyle geçirebildi. Aslolan da buydu. Hikâyedeki kişiler fantazi ürünü olduğu halde, bu dünyaya ait görünebildiler onun sayesinde.

Yönetmen, Stephenie Meyer’a sık sık danışmayı ihmal etmemiş, en küçük ayrıntılar için bile. “Bir karakterin nasıl bir ayakkabı giyeceğini dahi önemsiyordu. Tüm detaylarla ilgileniyordu. Aynen kitaptaki gibi olmasını istiyordu ve bu konuda çok çok iyiydi” diyor yazar Meyer.

Yönetmen Chris Weitz için yazara ulaşabiliyor olmak büyük bir ayrıcalıktı. “Yüzüklerin Efendisi için kimsenin Tolkien’i arayıp aklında nasıl bir kurgu olduğunu öğrenme şansı yoktu. Bense Stephenie’ye bir e-posta ya da telefon yakınlığındaydım ve ona pratik anlamda da birçok şey sorabiliyordum ‘Jasper’ın gücü Bella üzerinde etkili mi’ gibi şeyler. Bu kitapla her noktada paralel gitmemi sağladı”

Meyer da ikinci film için, birincisi için olduğundan da heyecanlı olduğunu dile getiriyor. “Alacakaranlık bize bu mükemmel bir alan sundu, bir nevi tramplen gibi. Şimdi ondan da atlayıp yeni bir düzeye geçiyoruz.

Oyuncuların hepsi birbirini ve karakterlerinin özelliklerini çok iyi tanıyor ve filmi yeniden çekmek için heyecanlanıyorlar. Kitap birçok yönden çok duygusal bir yapıya sahipti ve de çok derin. Şimdi bir de yeni karakterler var ve daha da eğlenceli bir hal aldı. Kurtların dâhil oluşunu izlemek için heyecanlanıyorum, tabii ki Volturi’yi de.

Bu sefer hikâyenin temelinde Bella ile kurtadam Jacob arasında gelişen arkadaşlık var. “Artık herşey daha riskli” diyor Weitz, “Şimdi sadece Bella’nın değil, Edward’ın da varoluşu tehlikede. Hikâye ekseninde mitolojinin yeni kısımlarına ve köşelerine bakmalıydık. Filmdeki mit genişledikçe film de genişliyor..”

“Sonuç olarak anlattığımız vampirler, kurt adamlar ve doğaüstü güçlerle ilgili bir hikâye. Fakat bunun yanında aşk, aidiyet, ihtiyaç,, kaybetmek, bağlılık ve arkadaşlık gibi bir altyapı var. İlk filmde Bella’nın da söylediği gibi, Edward’dan korkmasının sebebi onun bir vampir olması değil, ona daha çok âşık olmaktan korkması. İkinci filmde de gelişen bir aşk üçgeni görüyoruz ki bu çok ilişkilendirilebilir ve çekici bir hava yaratıyor.”

Alacakaranlık Efsanesi: Yeni Ay’ın çekimleri 2009 Mart’ında Vancouver’da başladı ve Montepulciano [İtalya’da antik bir kent] sona erdi. İki şehir de mükemmel bir kontrast oldular; British Columbia’nın gizemli ve karanlık ormanları ile Tuscany’nin parlak tonları filmde eşit derecede kullanıldı.

Chris Weitz ; “Kuzeybatı Pasifik’teki ışık dağılan güzel bir ışıktı.”
“İçinde birçok yer barındırıyordu ve yaratmak istediğimiz de bunları cesurca kullanmaktı. Gölgeler de çok önemliydi – ormanda gece ve depresyonun siyahî hissi.”

“Tuscany’de ışık çok daha farklıydı. Çok daha sıcak tonlar ve güneşli bir hava kıyafetlerdeki renkle de birleşiyordu. Mimari de daha farklıydı; Montepulciano Rönensans mimarisi ile bilinen bir yerdi”.

Prodüksiyon amiri David Brisbin, Weitz ile yakın bir çalışma içine girdi ve filmin imzası niteliğinde olacak bir plato oluşturmaya uğraştılar. “Yönetmen Chris bir takım spesifik konseptlerle karşıma çıktı. Raphael öncesi bir renk anlayışı ile doğal ortamlarda kullanılan koyu renkler önerdi” diyor Brisbin.

“Dr. Zhivago ve Barry Lyndn’daki gibi klasik ve dev ekrana yansımış destansı hikayeleri seviyorum. Böyle bir dünyayı nasıl renklerle oluşturabileceğimizi düşündük. Bana göre bu Raphael öncesi renk anlayışı ve öyküsel resim geleneğine tekabül ediyordu. Hikâyeye büyük bir vurgu yapan, aşkın, kayıpların, kalp kırıklıklarının altını çizen vurgular.

Meyer’in kitabında Volturi ailesi İtalyan’ın eski bir kasabası olan Volterra’da ikamet ediyor, gerçek hayatta burası Tuscany. “Montepulciano’yu Volterra olarak seçmek büyük bir kararın sonucuydu. Yönetmen Chris Weitz antik bir mimari peşindeydi. Montepulciano da gerçekten orta çağdan kalma bir şehir ve şehir meydanı simetrik çekimler yapmamıza elverişli bir yer oldu. Bu yüzden orayı seçtik.”

Kostüm tasarımcısı Tish Monaghan Volturiler için özenle oluşturulmuş bir gardırop hazırlamakla yükümlüydü. “Chris’in en çok öne çıkarmak istediği şey Volturilerin seçkin ve asil bir havaları olmasıydı. 1700lere göz gezdirdik ve 1790’ların silueti olabilecek bir görüntü yarattık”

“David ve Chris’in yarattığı spesifik renk paletine bağlı kalıp, onu 18.ve 19. yüzyıla uyarladık. Karakterler 21.yy’da yer alıyor ama arada 18.yy’a flashback’ler yaşanıyor. Şu zamandaki hallerini oldukça karanlık tutarken [karakterlerden en karanlığı Aro çünkü en güçlü karakter de o], 17.yy’da tam tersini yaptık, Aro daha ışıltılı bir karaktere büründü.

“Yeni Ay’da yaptığımız en büyük farklılıklardan biri bilgisayar animasyonu ile yaratılan karakterler oldu. At boyutlarında kurtlar yaratabilmemizin tek yolu buydu. Wyck Godfrey.
Görsel efekt uzmanı Susan MacLeod ile Altın Pusula’da da çalışan yönetmen şöyle diyor. “İkimiz çok iyi anlaşırız. Bu projeyle ilgilenip ilgilenmediğimi sorduğunda çok sevindim. Kurtlar da senaryoda en seksi bulduğum şey oldu.”

Kurtları Phil Tipett’in önderliğindeki Tippett Studio yarattı. “Neye benzeyeceklerini baştan beri çok merak ediyorduk. Kitaba sadık kalmaya çalıştık. Kitapta kurt adam olarak geçiyorlar ama tipik her yerinden tüyler fışkıran kurt adamlardan olmamaları gerekiyordu. İnsandan 4 ayaklı bir kurta dönüşen elegan bir görünümleri var.”

“Kitabı okuyup Team Jacob’a hayran olan herkes nasıl bir şey yarattığımızı merak eder oldu. Animasyon değildi sonuç ve gerçek birer kurt gibi görünüyorlardı. Öncelikle oyuncuların hareketlerini bilgisayara tarayarak aktardık ve sonra bunun üzerinden kurtlara dönüşmelerini sağladık.”

“Monitörde kendi vücudumun mükemmel bir taranmış versiyonunu gördüm ve bu o kadar kolay yapılmıştı ki..görüntü yansıyor ve hop..birden kurta dönüşüyor.”

Efekt grubu için bu sadece başlangıçtı. “Kurtların her yanını bilgisayarda tek tek yarattık. Önce iskelet sistemleri ile başladık; oynayabilen eklem yerlerini animasyona dönüştürdük. Üzerine de esneyebilen kasları ekledik. Sonra da deri ve tüyleri. Gerçek birer kurt gibi görünüp hareket edebilmeleri için iki görüntüyü eşit kullanmalıydık.”

“Oyuncularla kurtları adapte edebilmek için doldurulmuş kurtlar yaptırdık – gerçek boyutlarına uygun olarak.” diyor görsel efekt uzmanı MacLeod.

Genç başrol oyuncuları uluslararası süperstarlar haline gelen Alacakaranlık’ta Kristen Stewart - hikâyenin kalbindeki masumane ölümlü Bella olarak - ve Robert Pattinson da baştan çıkarıcı bir vampir rolündeki Edward olarak filmin can alıcı karakterleri oldular. Yeni Ayda ikiliye katılan Taylor Lautner, Jacob karakteri ile gerçek anlamda durdurulamaz bir doğal güç gibi karşımıza çıkıyor.

Çekimlerden önce Weitz daha önce hiç yapmadığı bir şey yaptı. Tüm ekibe filme ve karakterlere ait hissiyatını dile getiren 20 sayfalık bir kitapçık dağıttı. “Buna oryantasyon kitapçığı adını verdim. Burada verdiğim bilgiler ekibi filmin tarzı ve düzeniyle ilgili bilgili hale getirdi, böylece daha en baştan birçok şeyi biliyorlardı. Bu sayede gün içinde doğaçlama şansımız da daha yüksek oldu. Genç oyuncuları ve ekibi verdiğim kararlarla kısıtlamak istemiyordum ve onlara gidebildikleri kadar imkân vermek istiyordum.”

Bella, Edward ve Jacob: Sonsuz bir üçgen

Filmin açılış sahneleri yaşı ve ölümlülüğünün farkına daha da varmış olan Bella ile bezenmiş halde. “Ölümlü olması üzerine büyük bir yük ekliyor” diyor Kristen Stewart.
“En büyük korkusu Edward’ın onu bırakacak olması. Ve bırakıyor da..Terk edilen herkes bilir ki, terk edilen kişi her şeyi sorgulamaya başlar. Emin olduğun her şeyin yok olduğunu görürsün...

Kristen Stewart net olarak şöyle fiade ediyor; Bella başı dertte olan herhangi bir kadın değil. “Kendi durumunu son derece kontrol altına almış. Kendisini birine adamış ve karşılığında da aynısını bekliyor.” Bella hayatındaki iki erkekle farklı ilişkiler geliştiriyor. “Edward onun ihtiyaç duyduğu şey” diyor oyuncu. “Edward onun dengesini sağlayan kişi ama bu onun kendisi için en uygun kişi olduğu anlamına gelmiyor. O zor ve soğuk biri. Fakat onla olan bağı olmayınca, asla bir araya gelemiyorlar.”

“Jacob ise tam tersi. Eğlenceli, sıcak biri ve Bella’nın içindeki iyiyi ortaya çıkaran birisi. Onun en iyi arkadaşı ve eğer arkadaşınla çıkabiliyorsan bu oldukça iyidir fakat bu ona âşık olduğun anlamına gelmez.”

R.Pattinson ve K.Stewart yönetmenin işe olan bağlılığından çok etkilenmişler. “Kristen ile ilk filmde de beraber oynadığım için karakterlerin gelişimin nasıl olacağı kafamızda net olarak vardı. Pattinson kendi karakterini “isteksiz vampir” olarak adlandırıyor, Volturi’lerle karşılaştırdığında... “Kendilerini canavar gibi görüyorlar ama bununla bir sorunları da yok. Fakat Edward’ı sevdiğini söyleyen bir kadın gördüklerinde bunun olabileceğine inanmak istiyor ve bu da onu kurtaran asıl şey.

Yeni Ay’da öne çıkan karakter Jacob Black oluyor. İlk filmde daha sınırlı bir rolde gördüğümüz Jacob, Quileute kabilesinin yani Forks, Washington’ın yerel halkının bir üyesi. Bella’nın çocukluk arkadaşı aynı zamanda. Başlarda hikâyeye bu kadar etken olmayan Jacob karakteri Meyer’a göre yoktan var oluyor.

Jacob’ın Bella ile olan ilişkisi de değişken. Jacob Bella için adeta onu canlandıran ve uyandıran bir günışığı oluyor, onu hayata döndürüyor. Edward geri döndüğünde ise, Jacob tüm bunları kaybediyor.”

Etkili bir görüntü yaratılarak gerçekleştirilen Cullen ailesinin Bella için düzenlediği doğum günü partisinde gerçekleşen zincirleme olaylar sonucu Edward romantizme bir nokta koyuyor. Ashley Greene, Peter Facinelli, Elizabeth Reaser, Nikki Reed, Kellan Lutz ve Jackson Rathbone hepsi Cullen ailesi oalrak tekrar karşımıza çıkıyor.

“Gerçek bir aile gibi olduk” diyor Reed. “Hepimiz bu işle ilgili çok tutkuluyuz ve tüm ekip arkadaşlarım oldukça zeki ve enteresan insanlar. Onlarla tekrar çalışmak harika ve bu karakterleri bir kaç film boyunca sergileyecek olmamız bir şans. Hepimiz kitap serisinin de gerçek birer hayranıyız ve bu kadar çok sevdiğimiz bir şeyi hayata geçiriyor olmak mükemmel bir duygu.”

Yeni Ay’da Volturi’lerin görünürlüğünün altını bir kez daha çiziyor. Devam filmlerinde de etkinliğini koruyacak bir varlıkları var film içerisinde. Yüzyıllardır yaşayan ve akıl almaz derecede güçlü bu aile, kendi toplulukları arasında da kanun yapıcı ve etkili bir konumdalar. Grubun lideri Aro ‘yu oynayan Michael Sheen de bu dünyaya hiç yabancı sayılmaz. “Underworld”de vampirler tarafından esir alınan kurt adamı rollerinde oynayan Sheen bu yüzden role hiç yabancılık çekmemiş.

Aro rolü için daha tiz ve kendi konuşmasına göre daha açık bir ses tonuyla konuşan oyuncu için yönetmen Weitz “Karakter 2000 yaşında ve İngilizce ana dili değil, o yüzden hesaplanmış bir şekilde konuşmalıydı. Karakter çok bağışlayıcı ve alımlı, ama bir o kadar da tehlikeli bir tiplemeydi.

Cullenlar bir aile; Volturi’ye gelince onlarsa bambaşka bir aile ve bir de kurt adamlar var – Chris Weitz onları bir cemiyet olarak tanımlıyor. “İşleri topraklarını, kabilelerini ve bazen ne olup bittiğini anlamasalar da onlardan yana olan dostlarını korumak olan bir kardeşliğe sahipler.”

Hikâyede Quileute kurt sürüsü, vampirlere karşı bir koruma olarak yer almışlardı. Toprakları tehlike altına girinceye kadar etkisiz kalan kabileyi kader seçimsiz bir noktaya getirmiş ve bazıları bu korumacı rol için seçilmişler – değişim karşısında kontrolleri de kalmamış. Quileute ‘lerin gerçek hayatında likantropi [kurt adamların pençelerinden ve dişlerinden bulaşan bir hastalık] yok fakat efsaneye göre kabile insana dönüşen kurtlardan türemiş. Kabilenin adı dahi kurt anlamına gelen “Kwoli” kelimesinden geliyor.

Bu kabile, yapısı itibariyle Kızılderili asıllı. Bir düşünceye göre Kızılderililer, orta asyadan gelen Türk kökenli insanlar. Türk – Kızılderili – Kurt İnsan yazarın kafasında bilinçli bir yere sahip mi bilmiyorum..! Ancak filmi izlerken bile bu düşünce kafamı kurcalayıp durdu.

Stephenie Meyer’in gençler arasında çok tutulan kitaplarını henüz okumadım. Ancak bağımlılık yarattığını biliyordum filmi izlemeden. Filmi izlediğimde bu bağımlılığın kurgusal beceriden kaynaklandığını gördüm.

Filmde gördüğüm bu kurgusal beceri, sanıyorum uyarlandığı edebi eserde de var. Ve yönetmen bunun üstüne kendi performansını ve sinema bilgisini koymuş. Özellikle başrol oynayan Kristen Stewart’ın oyununun kontrolü ve dozu mükemmel. Çünkü karaktere yüklenen rol bıçak sırtı durumu anlatan, hatta zaman zaman bunu ileri ve geri çıkartması gereken unsurlar taşıyor. İşte bu noktada oyuncu – yönetmen birlikteliği ile ortaya çıkan iş çok hoş...
Sinemanın yedinci sanat olmasının onu üstün kılan unsurları filmin pek çok yerinde rastlıyorsunuz. Yönetmen - sanat yönetmeni – yapımcı üçlüsü, olağanüstü bir iş çıkarmış.
Vampirli bir filmin bu denli estetik kaygılarla ele alınması, o filmi güçlü kılıyor. Edebi eserin güçlü öykü örgüsü, olağanüstü bir sinematografik anlatım ve kurguyla karşımıza çıkıyor.

Aşkın, kayıpların, kalp kırıklıklarının altını çizen nefis bir film çıkıyor karşımıza. Bu güzellikte edebi örgünün olduğu kadar sinema kurgusunun da payı büyük.

Benim tabirimle söyleyeyim ; Film iyi demlenmiş...

İnsani bir vampir filmi olur mu?

Evet... Hem de pek çok insani olguyu gözümüze sokacak kadar...

Kitaplar durup dururken yok satmıyor...

Yavuz Sezer/ sinema.ekolay

Filmle ilgili detaylı bilgi için tıklayınız!



Paylaş:
Arkadaşına Gönder: ekolay
Bu habere henüz yorum yapılmadı.
 1507
 ADnet Reklamları