Orta Amerika Sineması’nın dönüm noktası - ekolay > Sinema

SEANSLAR
Orta Amerika Sineması’nın dönüm noktası
Orta Amerika Sineması’nın dönüm noktası

Arzu Çevikalp / sinema.ekolay 05.10.2009

Ortalama 4 puan

Hollywood filmlerinde rastlanan bakışa karşı...


Latin Amerika film üretiminde öncü ülke hep Meksika olmuştur. Bir zamanlar yılda ondan fazla uzun metrajlı film üreten Küba, devrimden sonra giderek, Orta Amerika’da film çeken fakir ülkelerin tek çözümü olan dijital film yapımına geçti.

Sergey Eisenstein’ın Yaşasın Meksika’sına (Que Viva Mexico, 1931) kadar Meksika’lı izleyiciler popüler melodramlar, baştan savma komediler ve Hollywood filmlerinin İspanyolca versiyonlarına talim ediyorlardı. Eisenstein’ın Meksika’yı ziyareti Emilio Fernández gibi yönetmenlere, Gabriel Figueroa gibi kameramanlara ilham verdi.

Meksika yapımı filmler sayıca arttı, gelişme kaydettiler. Fernández’in yönettiği ve Figueroa’nın çektiği Maria’nın Perdesinde (Maria Candeleria, 1944) prestijli Hollywood oyuncusu Dolares Del Rio oynadı ve film Cannes’de En İyi Film ödülünü kazandı. İspanya’dan sürgün edilen Luis Buñuel, filmlerinin çoğunu Meksika’da 1946-1960 yılları arasında yaptı. Belki de aralarından en iyisi Mexico City’nin varoşlarında yaşayan çocuklarla ilgili olan Los Olvidados idi.

Buñuel’in çoğu Meksika filmlerinin çekimini yapan Figuerroa, John Ford (The Fugitive, 1947) ve John Huston (Night Of İguana, 1964) için çalıştı. II. Dünya savaşı sırasında Meksika’daki film üretimi üç katına çıktı. Arjantin ve İspanya’da faşist hükümetlerin oluşu Meksika film endüstrisini 1940’larda dünyanın en büyük İspanyolca film üreticisi yaptı. Meksika hükümeti tepkili olmasına rağmen, Hollywood filmlerinde rastlanan bakışa karşı, hakiki bir Meksika kimliğinin ifade bulabileceği filmlerin üretimini destekledi. Yerli sinema 1960 ve 1970’ler boyunca can çekişti, ta ki hükümet sponsorluğu ve devlet destekli bir sinema oluşturulmasıyla 1990’larda Nuevo Cine Mexicano (Yeni Meksika Sineması) ortaya çıkana kadar. Alfonso Arau’nun (Como Agua para Chocalate, 1992) Alejandro Gonzáles İñárritu’nun (Amores Perros, 2001) ve Alfonso Cuarón’un Y tu Mamá También, 2001) filmlerinin önünü açtı.

Devrim öncesi Küba’da çekilen filmler çoğunlukla hafif komediler ve müzikallerdi. Castro 1959’da başa geçtikten sonra kısa bir süre sonra ülkedeki üretim ve dağıtımı kontrol etmek amacıyla Cuban İstitute of Cinematic Art and İndustry kuruldu. Kurucularından bir tanesi Küba’nın en iyi filmlerini çeken Tomas Gutiérrez Alea idi. Humberto Solás tarihi epiği Lucia ile yeniden ile yeniden icat etti ve Batista rejimi altında birçok kez hapse atılan Santiago Álvarez sinema için dünya haberlerinin verildiği haftalık filmler yaptı. 1960’larda haber filmi, fotoğraflar, çizgi filmler ve farklı birçok yöntemle Alvarez , en iyi kısa ajit-prop belgeselcilerinden biri olarak adını duyurdu.
Vietnam Savaşı Alvarez’e Hanoi, Tuesday the 13th için gerekli malzemeyi sağladı. Küba Devrimi Chris Marker (!Cuba Si!, 1968) ve Agnes Verda (Salut Les Cubains) gibi yabancı sinemacıların ilgisini Küba’ya çekti. Küba’da çekilen en kayda değer filmlerden biri Mikheil Kalatozishvili’nin gösterişli propogandası, Sovyet-Küba ortak yapımı (Soy Cuba, 1964) idi. Wim Wenders’ın renkli oscar adayı (Buena Vista Social Club, 1999) ise filme ismini veren grubun gittikçe yaşlanan, hayatlarını Küba’da geçirmiş müzisyenlerinin hikâyesiydi ve Havana’da çekilmişti.

Haiti ülkede, ülkede bahse değer bir film endüstrisi olmadığı halde, birkaç belgesele konu oldu. Ayrıca Haiti Jacques Tourner’ın hayalperest filmi I Walked with a Zombie’den Laurance Cantet’in seks turizmini konu alan Vers Le Sud’una kadar birçok uzun metrajlı filmin de çekim mekânı olmuştur.

Arzu Çevikalp/ sinema.ekolay



YORUM YAZ
Arkadaşınla Paylaş
Yorumlar (1)
  • saracl Tarih:08.10.2009 23:24:29

    ben latin america filmlerini sıkıcı buluyorum kimse darılmasın bizler bile daha kaliteli filmler yapıyoruz onlardan

    Katılıyorum Katılmıyorum 0
    Bu yorum ekolay'a uygun değil

Yorumcu listesi
1 
916