Zafer Çocukları - ekolay > Sinema

SEANSLAR
Zafer Çocukları
Zafer Çocukları

Sevin Okyay/ sinema.ekolay 19.10.2009

Ortalama 3 puan

Zafer Çocukları 1956’de Budapeşte’deki ayaklanmanın acıklı hikâyesini sunuyor...


Filmle ilgili detaylı bilgi için tıklayınız!

Genç kadın yönetmen Krisztina Goda’nın, bir TV dizisini saymazsak, ikinci filmi olan “Szabadsag, Szerelem / Zafer Çocukları” ya da İngilizce adıyla “Children of Glory”, bir sutopu maçıyla başlıyor, bir yıl sonraki ikinci bir sutopu maçıyla bitiyor. Arada da, yaklaşık 5 bin kişinin ölüp 200 bin kişinin ülkesini terk etmesine yolaçan 1956 Macaristan olaylarını anlatıyor. Senaryoda, uzun yıllar sonra ülkesine dönen, kimine göre “efsanevi” senarist Joe Eszterhas’ın da imzası var. “Temel İçgüdü / Basic Instinct” ile parsayı toplayan senarist, “Zafer Çocukları”nın senaryosunu üç Macar meslektaşıyla birlikte yazdı. Colin K. Gray’in belgesel filmi “Freedom’s Fury”den (aynı yapımcı) esinlenilen hikâye de, gene Eszterhas’a ait. Onun bu filmde çalışmasını talep eden kişi ise, kendisi de California Üniversitesi’nde sinema okumuş olan yönetmen Goda. Dolayısıyla, olaylar gerçek olsa da, ele alınışlarına bir Hollywood havası hakim. Goda’yı çağıran ise, “Rambo” yapımcısı olarak tanınan ve Eszterhas gibi yıllar sonra ülkesine dönen yapımcı Andrew G. Vajna.

1956 Macar Devrimi’nin ellinci yılında çevrilen film, Sovyetler’in o tarihte Macaristan’daki ayaklanmayı bastırışını anlatıyor. O sıralarda çocuk ya da genç olanlar haber filmleri ile fotoğraflardan da hatırlar, Batı dünyası Sovyet askerleri ile Macar gizli polisi AVO’nun yöntemleri karşısında dehşete kapılmıştı. 23 Ekim 1956 günü öğrencilerin harekete geçirdiği büyük kitleler Budapeşte’nin merkezinden geçip, Buda yakasındaki Margaret Köprüsü civarındaki bir heykele, Polonyalı general József Bem’in heykeline yönelmişti. Maksat Polonya’daki reformculara destek olmaktı çünkü. Ancak, kendi ülkelerinde de bazı şeylerin değişmesini, reformlara dönülmesini istiyorlardı. Parlamentoya gidip, reform yanlısı sabık başbakan İmre Nagy’yi istediler. Nagy akşam 9’da halka hitap etti. Parti sekreteri Ernő Gerő ise daha önce radyoda, göstericileri sert bir dille kınamıştı.

İşte her şey böyle başladı. Öğrencilere halk da katıldı. Daha sonra polis ve ordu da destekte bulundu. Stalin heykeli yıkılıp parçalandı. İlk kurşunlar akşam Radyo Binası’nın önünde atıldı, şiddet patlak verdi. Yugoslavya’ya yaptıkları sekiz günlük ziyaretten trenle dönen yöneticiler, kendilerini toplumsal bir patlamanın ortasında buldu. “Zafer Çocukları” bu olayları, baskı altındaki Macaristan’ın dünya çapındaki su polosu milli takımının Sovyet takımıyla yaptığı iki maçın arasında anlatıyor. İlk maç, 1955’te Moskova’da. Hakem, evsahiplerinin korkusundan olsa gerek, baştan sona yanlı ve yanlış kararlar alıyor. Hatta takımın as elemanı Karcsi (Iván Fenyö), rakip takım oyuncularıyla kapıştığı için, ülkesine dönünce Polis Şefi Feri ‘Amca’dan (Péter Haumann) fırça bile yiyor.

Onun dışında ise, keyfi yerinde. Sokaklardaki karmaşa da pek umurunda değil gibi. Bütün su polosu takımı mensuplarının aklı fikri, 1956 Melburn Olimpiyatları’nda ülkelerine (ve kendilerine, tabii) altın madalya getirmekte. Karcsi, takım arkadaşı ve çocukluk arkadaşı Tibi ile (Sándor Csányi) içki, eğlence, güzel kızlar peşinde koşuyor. Hocaları Telki ise (Károly Gesztesi) onları vargücüyle Olimpiyat’a hazırlamaya çalışıyor. Tamamen Melburn’a konsantre olmalarını istiyor. Oysa cins-i latifi fethetmeye alışkın Karcsi, öğrenci olaylarının liderlerinden Viki Falk’un (Kata Dobó) ardından koşmaya başlamış bile. Kendini beğenmiş, sevimsiz star sonunda olaylara da karışıyor. Annesi (Ildikó Bánsági) buna şiddetle karşı çıkarken asi dedesi (Tamás Jordán) onu destekliyor.

“Zafer Çocukları” 1956’de Budapeşte’deki ayaklanmanın acıklı hikâyesini sunuyor. Olayları hatırlayanları, hatta bire bir yaşamış olanları daha fazla etkileyeceğini düşünüyorum. Bilmeyenler, filmin Hollywood rötuşu yüzünden pek ciddiye almayabilir. Çünkü bu tür filmlerde beklenen her türlü karakter Goda’nın filminde mevcut. Trajik olayların baş kahramanları arasında bencil bi yıldız, idealist bir genç kadın, çocukluk arkadaşı, kötü polis, başı dertte takım hocası, oğlunu düşünen anne, büyüklere katılmaya hevesli çocuk ve bilge bir büyükbaba var. Ve sayısız genç, temiz yüzlü, idealist kahraman...

Ancak, bütün bunlar bir yana, “Zafer Çocukları” çok iyi çekilmiş bir film. Goda aşk hikâyesiyle işe öznellik katmış. Aksiyon sahnelerini, sokak kavgalarını, Sovyet tanklarına karşı çıkan devrimcilerin görüntülerini, aksiyon ve ‘stunt’ efsanesi, dublör koordinatörü ve ikinci birim yönetmeni Vic Armstrong’a borçluyuz. Renkler ve ışıklandırma çok etkileyici (özellikle gece sahneleri). Ancak, "Zafer Çocukları" demek aynı zamanda su topu maçları, bu platformdaki Macar-Sovyet mücadelesi demek. Filmin başındaki ‘satılmış hakem’ maçı ile sonundaki sutopu tarihine geçmiş “Suda Kan” maçı, bu sporu, hatta sporu seven herkesin ilgisini çekecek. Çok akıllıca bir kullanımla, esas mücadeleyi de özetliyorlar. Ancak Melburn’daki maç Macarlar’a zaferi getirirken, Karcsi’nin sulara dökülen kanı da o sırada Budapeşte’de dökülen kanları simgeliyor.

Sevin Okyay/ sinema.ekolay

Filmle ilgili detaylı bilgi için tıklayınız!



YORUM YAZ
Arkadaşınla Paylaş
Hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan olabilmek için "yorumla" butonunu tıklayınız.
886